dino halka istediğini geri veriyor

m.a.n.d.y.//

Ağustos 7, 2007 · Yorum Yapın

 m_a10fb81d48a6a67ef8a069bd808b6ca7.jpg

M.A.N.D.Y. de Rock’n Coke’a geliyormuş. Ama beni tavlayamazsınız. Gitmeyecek, gitmeyeceğim.

http://www.myspace.com/getmandy

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

ingma’ be’gman’a veda//

Ağustos 7, 2007 · Yorum Yapın

 mjyzmthfbnlrdmlzddi.jpg

Yazları mecburen Almanca’ya taşınıyoruz. Bu yaz fransöziş-düçland-ingliş bir dilde kayıyoruz. Toparlanmak zaman alacak. Günlerin kaldığı voyajistanbul-yeniden’e kadar böyleyiz. Öyle olunca da İngmar Bergman’ın ismini düçdialect (doyç değil) okuduk. Bunların hepsi bende kalıyor, sonra bana “from germany?” falan diye soruyorlar.

Eskiden büyük insanlar öldüğünde herkes “çok üzgünüz” diyorlardı; ama bana hiç inandırıcı gelmiyordu nedense. Şimdi ise gerçekten üzülüyorum. İnsanın hayranı olduğu kişiye karşı kurduğu gerçeklik bozulduğu için duyduğu üzüntü dışında artık hiçbir şeyin eskisi gibi olmadığı zamana kalanların da gittiği bir zamanda yapayalnız olma duygusu ile yüzleştiğimiz için de üzülüyoruz. Ben eskiler gidince hepten üzülüyorum artık. Hiçbir zaman yaşıtlarımla anlaşamadım. Artık yakın jenerasyonlarla da anlaşamıyorum. Hatta artık memnuniyetsiz ayılarla da anlaşamıyorum. İnsanlığı çalışmak için sevebilirim; ama insanları sevemiyorum. Kusura bamya. Gerçekten kendine seçtiğin (seçilemezliği bozarak) akrabaların teker teker göçüyorsa…

İngma’ göçtü. Herkes sussun.

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

melih gökçek’ten inleyen nağmeler//

Ağustos 3, 2007 · 1 Yorum

 baskan2.jpg

Melih Gökçek diyor ki, Allah isterse bu susuzluk bitermiş.

→ 1 YorumKategoriler: Uncategorized

yeni yeni zenginler//

Ağustos 3, 2007 · Yorum Yapın

gradinaru_witnessing1.jpg

Bu büyük kentlerde yaşayıp sonra köyvari yerlere gelince BMWci kesilen amcalar ve teyzeler hep var olmuştur günümüzde. Yani çıldırmış çağdan sonraki günümüzde. İlle de küçük görerek ve yüksek memnuniyetsizlikleri ile varolagelmişlerdir. Her yaz gidilen her yerde görülen tipler (hadi ağzımızı da bozalım, onlara ayılar diyelim) bu fotoğraflardakiler ile kafamda birleşti. Bu arada ayılar derken bir çok manada düşünebilirsiniz.

Cosmin Gradinaru’nun sosyal paradoks amcaları için

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

bin-jip:anti-romatizmal//

Ağustos 3, 2007 · Yorum Yapın

 binjip.jpgbinjip1.jpg
not: bu yazı belirli dozda gafsa içermektedir.
saldırdığım birinden aldığım
natacha atlas. gafsa

zaman geçince artık
sana bir tek gafsa ilişiyor.
ben sana ilişmem,
başkalarının yüz
dönmelerini bilerek.
sen de bana ilişmezsin,
çünkü nasibimize yemin ettik.

Kişi kendi kafasındaki evin izini bazen başkalarının evlerinde arıyor. Ben kendine çizilen hikayeyi beğenenini hiç görmedim. Mutluluğunsa ardından gelecek şeyi hep bildim. O yüzden de bile bile lades gidip başkalarının evlerine yerleştim. Biraz kendi evim biraz başkasınınki. Başkalarının evlerindeki düzene alışmak zor değil, utanmıyorsanız. Ki başkalarında yaşamayı da öğrenmek için terlemek gerekiyor. Hayattan çok şey beklemediğimden, turistlik denen şeyi çocuk denecek yaşta tattığımdan başkalarının hayatlarında erimeyi denedim. O kadar eriyince de insan kendi hayatı için birşey yapamaz hale geliyor. Bundan kaçmak olmaz. Hala insan gibi yaşamaya çalışıyoruz. Oysa size kadeh kaldıranların evine, arabasına da yerleşilebilir. O da olur. Çünkü erimenin sınırı yok; ama kişinin insanlık halinde durduğu bir yer var. Durmak çarparak da olur. Zaten parçalarına ayrılmak rüyadan sıçramak gibi de olur. Sürekli kendi evine uyananlar için bu iç rahatlaması nefes alır, kabus geçer. Başkasının koltuğunda uyananlar içinse hosteller var. Onlar sadece tavana uyanır.

Kafadan uçmayı sevdiğim için uçmanın gerçeğini sadece kumlarda dolanan martılardan, uçan kuşlardan izledim. Uçamıyor ama en azından sinek olmak istiyordum. Ne zamandır bunu istiyordum. Böyle bir kitap da var türkçede. Bir sineğin tüm evleri gezinip içlerini anlattığı. Post-modernite hastalığı: Biri hep sizden önce düşünmüş-denemiştir.
Dikizlemeye de böylesine takığım. İstem dışı bir tarama ve içeri alma işlemi bende oluyor. Sonra herşey yüzümde duruyormuş. Ben konuşmadan da konuştuğumu söylüyor bazı başka gözler, başka evlerin gözleri. Bazı evler konuşsa herkese roman olur. Roman olmadan da okumayı bilen başka gözler herşeyi görebilir. Ki gözlerin bazısında mayadan bir görme yetisi oluyor, annadın mı? Onlar Berger’in Görme Biçimleri’ni okuyunca başka oluyordur kuşkusuz.
Başkalarının evlerinin gözlerini okuyunca da mümkünü yok tek boyuttan konuşamıyorsunuz. Farkındalık, tek taraflı düşünememe yüzünden acılar içindeyiz. Toparlayıcılar buluyoruz devam için.

Başkalarının kitaplıkları ve mutfakları, banyolarında bazen kısa süre bazen uzun kaldım. Yemek yaptığım evler oldu. Utanmadığımızda yemek de olur. Bazısının gözleri yüzünden suyunu bile içemediğim evler oldu. Bazı evlerin sokaklarına uğrayamadığım günler de oldu, madem yazıyorum. Şimdi uğrayamadığım sokak yok. Hepsi geçiyor. Gençlik sancısı işte. Benim gibi geç gelişenlerin hastalığı romatizmal bellek diye tanımlanıyor. Hiç geçmeyecek hastalık. İnce değil ama ağır.
Bazen odadaki herşey ile kimsenin görmediği bir mekana taşınılır. Ondan sonrası, o buluşmanın gerisi ise bir yönetmenin dediği gibi çok ilginçtir. Ayrıldıktan sonrası hep ilginçtir. O sonrasını hem yaşamak hem de yaşarken tartmak ilginçtir. Gün sonunda elinizde sadece kendinize konuştuğunuz şeyler kalır. Bir de işte başkalarına masalarda saçtıklarınız. Bir şeyin ’sonrası’ hep böyle sessiz oluyor. Sonrası ince değil ama ağır.

yazı zaman geçtikçe
fotoğraf oluyor. biraz da gafsa.

Başkalarının evlerinde ne bulduğumu bilmiyorum. Ev izin verdikçe çekmecelerine kadar sızdığım zamanın toplamında yine bir ’sonra’ oluyor. Geriye de yazı kalıyor. Gerçekten yazı hep ’sonra’dan sonra mı geliyor? Ama bazen de ’sonra’nın yazısı yazılamıyor. Yazısız filmler de var. Çekilince ucuzlayan hikayeler de. En tehlikeli yeri neresi acaba ’sonra’ filmlerinin ? Ya da sonra filmlerinin tehlikesi burası mı ? Bir sürü ’sonra’ filmi içinde en sevdiğimiz hangisi ?
Birini anlamak için onun gibi düşünmek lazım geliyor. Onun terliklerini giymek, onun evini süpürmek, onun kitaplığını onun gibi toparlamak (ki bunu öğrenmek için tam da onun gibi düşünmek gerekiyor), onun yüzünü yıkadığı yerde kendini görmek gerekiyor. Başkasının hayat asistanı olmanın bir ucu hep başkasında bize bulaşan aşklı bir kahyalık oluyor. Kahyaların bende durduğu yer hep sahiplerden daha güzel. Çünkü onlar hep gerçekten aşık olur. Kaybedecekleri bir malikane yoktur.
Başkasının aynası diyorduk. Başkasının evi zaten başkasının aynası da demek. Bu her dilde böyle. Başkasının aynası ise ’sonrasının da sonrası’ oluyor. Çünkü ayna hiçbir zaman birinin olmaz. En net yer bir aynanın önüdür. Sicimini döktüğü için bazı aynalar başka evlerde yaşayamaz, o ayrı. Başka evin aynası ’sonrasının da sonrasıdır’. Çünkü onlar zaten kendileri başkasıdır ve kendi başına hep sonra’dır.

O evlerden size kalan muhabbet sizi boğarsa siz de artık o evlerdekiler gibi düşünmekten vazgeçiyorsunuz demektir. Bazı insanları anlamaktan vazgeçilebilir. Çünkü artık onlara kızıyor ve bunu da tutuk dilinizi çözerek döküyorsunuzdur. Zaten bazı evlere de kendinizi anlamak için girmiyor musunuz ? Vücut sizi herşey için hazırlarken siz herşeyin sonunda aydığınız-ayıldığınız yerde yeni evler arıyorsunuz’dur cevap. Yani klişe tabirle varmak değil de yolda olmak daha mühimdir. Yolunu ev yapanlar gibi yollarda da evini arayabilir kişiler. Fark etmiyorsunuz ama otobüste birine gülümsemek o kadar mühim olabiliyor ki, belki onu ölümünden ediyorsunuz. Böylesine büyük düşününce tüyleriniz diken diken oluyor mu ?
Bazı bin-jiplerde birilerine rastlarsanız gerisi aynı olmayacaktır. Eğer yola çıkacaksanız size diyeceğim tek şey budur. Bunu her seferinde bir kez daha anlamak dünyayı anlamış gibi olmanızı sağlıyor. Dünyaya sahip olduğunuzu hissettiğiniz gökyüzleri de olabilir. Zaten gökyüzü kimseye konuşmayan bir bin-jiptir. Dünyayı elinizde tuttuğunuz yer her şehirde bir yere saklanır. Benimki Bebek’te başlar gökkuşağının sonunda biter. Orası da yoldur. Size bitmemiş olan bana ise duraktır.
Gençlik sanrısında size evler kendini buyur eder. Size açık ettiğini sanırsınız ama kendi eviniz orada durmaktadır. Yıllar sonra döndüğünüzde sizi bekleyen bir eviniz varsa ne ala. Ama çocukluğunun evleri el değiştirmişlerin, satılanların işi hep yolda olmaktır.
Kaçtığınız filmlere bazı evlerde rastladığınızda o yüzden, korkmayın izleyin. İşte orası bin-jiptir. Siz bin-jipe bir boş evde rastlarsınız. Birilerinin kaderi de bin-jipte bin-jipe rastlamak olsun.

yazı ve fotoğraf.
şimdi ve zaman.
ben ikisine de
kapılıyorum. biraz da
sana kapıldığım gibi.
artık sen yoksun.
kapıldığım sen var.

Çekilmemiş fotoğraflar, yani kaçmış fotoğraflar en değerlileri benim için. Yaşadıklarına malzeme olarak bakanlar da en korktuğum insanlar. O çizgi nerede ayrılır, yani benöyküsel yazı’nın başlayıp bittiği yer ? Kapıldığım evler artık sahiplerinin bile değilse hiçbir şey için değmez. Yenisini deneyecek yaşımız da sürekli olmayacaktır. Deneyemeyecekler o yaşlarında yeni bir bin-jipe ancak bazı kadınlarda rastlar. Bunların filmlerini de çektiler. Ama Kumun Altında kalanlar da oldu. Tam da bir bin-jipteyim derken kumlara gömülenler de oldu. İki kişi olmaları da çürüten filmler oldu. Yenisi için ya deliriyor olacağız o yüzden ya da kumların altına gireceğiz. Ki ikisi de delirmenin iki başka dildeki grameri. Filoloji biraz da böyle bir şeydir yakın jenerasyon gençleri! Bir şey diyeyim mi, gerçekten delirenler için delirmek de bin-jipte bin-jipe rastlamaktır.

söyledim ya,
sal artık beni.

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

geliyor geliyor, oyuncağım geliyor//

Ağustos 2, 2007 · Yorum Yapın

1185907786image_web.jpg

Geçen bienali üşenmeden kendim için görüntülemiş, kendime bir video günlük tutmuştum. Onu montajlamak istedim, uğraştım ama sonra olmadı. Her şeyin kendini gerçeklediği bir zamanı oluyor. Onu da bekliyoruz.

Yeni bienalin biletini satın almak için sabırsızım. Bu seferki küratörü bir yerlerde görmüş tanıdıklar ‘şirin’ diyor. Yeni oyuncağım çok yakında geliyor. 10. İstanbul Bienal’ie-flux’ta göbek atıyor. Ve ayrıca, bu kadar mı olur? Bunda bir iki ay önce bir tanıdığa Hanru Bey’e bienale Cao Fei’yi getirmesini benim yerime söylemesini istemiştim. O da gelince kendin dersin, sevimli adam, demişti. Ama ben bir şey olmadan ağzımı açamadığım ya da ancak sapıtık durumlarda saçmaladığım için bunun iyi bir fikir olmadığını söylemiş idim. Artist List’e bakınca, ve işte Venedik Bienali’nin popüler olmayan pavyonlarından birinde zatın sabah çizgi filmleri ve bilmem kaçıncı boyutta benle birleşmeleri mevcuttu. Bir daha birleşeceğimiz için heyecanlıyız.

Not Only Possible But Also Neccesary:
Optimism In The Age Of Global War

curator: Hou Hanru

www.iksv.org/bienal

bizim mahalle//döktürecekler:
Hamra Abbas
Adel Abdessemed
AES+F
Vahram Aghasyan
Buthayna Ali
Allora Calzadilla
Selçuk Artut
Kutlug Ataman
Fikret Atay
Jonathan Barnbrook
Ramazan Bayrakoglu
Justin Bennett
Ege Berensel – Serhat H. Yalçinkaya – Banu Ornat
Ursula Biemann
Bik Van der Pol
Cao Fei
Banu Cennetoglu
Lia Chaia
Paul Chan
Chen Hui-Chiao
Chen Chieh-Jen
Claire Fontaine
Teddy Cruz
Nancy Davenport
Burak Delier
Democracia
Atom Egoyan
Idil Elveris – Zeren Göktan
Extrastruggle
Daniel Faust
Didier Fiuza Faustino
Christoph Fink
Nina Fischer – Maroan El Sani
Vicky Funari – Sergio de la Torre
Bodil Furu – Beate Petersen
Rainer Ganahl
Jean Baptiste Ganne
Gimhongsok
Renée Green
Ivan Grubanov
Ha Za Vu Zu
Erdem Helvac?oglu
Huang Yong Ping
Emre Hüner
Sanja Ivekovic
Eleni Kamma
Kan Xuan
Ömer Ali Kazma
Ian Kiaer
Sora Kim
Taiyo Kimura
Gunilla Klinberg
Aleksander Komarov
Rem Koolhaas/AMO
Markus Krottendorfer
Lee Bul
Minouk Lim
Lu Chunsheng
Cristina Lucas
Ken Lum
MAP Office
Ramón Mateos
Julio Cesar Morales
Multiplicity
Els Opsomer
Ou Ning
Ferhat Özgür
Peng Hung-Chih
Anu Pennanen
Alexandre Périgot
Tadej Pogacar
Julien Prévieux
Radek Community
Michael Rakowitz
Raqs Media Collective
Jewyo Rhii
Porntaweesak Rimsakul
Lordy Rodriguez
Sam Samore
Fernando Sanchez Castillo
Allan Sekula
Taro Shinoda
Sophia Tabatadze
David Ter-Oganyan
Nasan Tur
Katleen Vermeir – Ronny Heiremans
Wong Hoy-Cheong
Xu Zhen
Yan Pei Ming
Yan Lei
Yang Jiechang
Tomoko Yoneda
Young Hae Chang Heavy Industries
Yushi Uehara / Berlage Institute
Zhou Hao – Ji Jianghong
Zhu Jia

öte mahalle//:
Nightcomers (curated by Övül Durmusoglu, Marcus Graf, Borga Kantürk, Pelin Uran, Adnan Yildiz)

Apartment Project
Art Experience (Istanbul Bilgi University / Domus Academy)
Atelier bow-wow
Emergency Biennale in Chechnya
Fiji Biennale Pavilions by Mladen Bizumic
Floating Territories (Evens Foundation)
Hafriyat
Innocent Act (studioKAHEM)
Isola/OUT
Nico Dockx – Kris Delacourt (for Floating Territories)
K2

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

düğün nedeniyle kapalıyız//

Ağustos 2, 2007 · Yorum Yapın

adsiz.jpg

Buna da alıştım. E, doğduğumda mı vardı, yoktu. E-postasız, telefonsuz falan yaşamaya alıştık. Bana ulaşmak başbakana ulaşmaktan zormuş, öyle diyorlar. Ki telefonum arıza çıkarıyor kendini çaldırıldığında kapatıyor. Blog desen kendi halinde, sessiz ve uslu (aynen benim gibi) takılıyor. Yazları böyle oluyor herhalde. Geçen yıl da eski sevgilim dinositto blogspor’da beyoncé yazıları yazıyordum. Bu yaz sadece gidilen diskolarda djlere beyoncé diye bağırıyorum. Ne yapalım, olmuyor beyoncéesiz pist kapamak. Bu yıl Hande Yener aynı oldu öyle benim için. En son İstanbul’da gittiğim turist diskosunda türkçe müzikler, kötü remixli yabancı parçalar ile coştukça coştuk, Hande’yi çaldırdık iki üç sefer. Mecburen böyle oluyor. Yazları sürekli düğünümüz dolayısıyla kapalıyız gibi bir hava oluyor. Kasap havası- ki çok severim oynamasını. Bildiğiniz kasap havası o kasap havası değil, ben ağarını, eski kasap’ı seviyorum daha ziyade. Sonunda çıldırıldığı için en çok onu seviyorum.

Artık kimselere şaşırmıyorum. Ama umudum biraz sönükleşiyor yeni jenerasyon ile takılınca. Hal ne olacak belli değil. Bana neden ‘öyle’ davrandıklarını da anlıyorum artık. 5 çocuğu ibret olsun diye astılar. Bir çocuk keşke Türkiye’de olsa diye inledi yanımda. Sonra ben de inledim. İnim inim inlesen istemem diye. Bugün bir belgesel gördüm. Proust, Maria Callas falan geçiyor içinde. Ölüme dair bir şeyler. Sonra Fikret Mualla hakkında bir şeyler okudum. Ve istanbulmodern’deki o eksik çalışılmış//hazırlanılmış sergiyi hatırladım. Bugün bir üniversiteden bir akademisyen kadıncağız yaptıkları genel kültür sınavının sonuçları hakkındaki konuşmada gençlerin etrafları ile ilgilenmediklerini söylediler. Araya girip ‘farkındalık tehlikeli bir şeydir’ demek istedim. Öyle de yani. Ne çekiyorsak ondan çekmiyor muyuz ? Bazı şeyleri bildiğimiz, bazısını biliyor sandığımız, bazısını da başkasında biliyor kendimizde bilmediğimiz için olmuyor mu tüm bunlar ? Başkasına derman kendine yara bir dolu insan var, siz de öylesiniz, ben de öyleyim.

Son olarak bu yaz düğün dolayısıyla kapalıyız//tatildeyiz//cumaya gittik, dönücez.

Bir de bir köpek ile evlenmeye karar verdim. İyi günler.

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

bitter end//

Temmuz 27, 2007 · Yorum Yapın

Bitter End bir Placebo şarkısı olmasının yanında bir dönemi işaret eder. Bir zamanı benden alıp kendisinin yaptığı için mühimdir. Şarkılar da zaten böyle bizi ele geçirir. Birkaç yıl önce ben böyle değilkenki bir zamanda çalıyordu boş bir evde. Yine çalıyor, çalmasa da. Tüm tercihlerime bitter end yazmak istiyorum demiştim. Tüm hır gür ve keyifsizliğin içinden beliren İstanbul benim için bitter end. Çünkü yine yeni bir yere dönme vakti. Başkaları ise benim ‘eve’ döndüğümü düşünüyor. Oysa kaç yıldır nereye aidiyet kurduğum belli değil. Nerelisin dediklerinde cevap vermem zorlaşıyor, çünkü ben turistliğimi üzerimden çabuk atmayı severim. Günümdeysem esnaf ile de sohbet ederim. Ama genelde olmaz bu. Benim kurulan cümleler, satıcı sululuklarını ebelemem gerekir. Haşıl haşıl haşlanan satıcıları arkamda bırakıp döndüm. Yerleşik bir düzenden sonra acı çekmeden sokaklara döndüm; ama bir tarafım sürekli evin içine akıyor. Turist barlarında onlara dönüştüğümde bile.

Yollarda olmanın hiçbir yeri acı değil. Ben çok alıştıum ama mesele benim gibi modlara karışan (mood disorder da diyorlar) birinin bir şeyleri tercih edecek oluşunda alacağı kafa karışıklıkları darbesi. Böyle zamanlarda dinlediğim şarkılar sürekli piyasadan oluyor ister istemez.

Beni konuşturdukları birileri de kesmiyor beni. Çünkü herkes kendi hayatını konuşuyor. Kendi memnuniyetini. Yine bitter end’den yeni bir ülkeye girişte bana uyruğumu soruyorlar işte.

Hayatın bazı yerlerinde rastlantı pek bir işe yaramıyor, karar veremeyince.

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

gece sütü//

Temmuz 26, 2007 · Yorum Yapın

next.jpg

Gece yatmadan önce sıcak süt için ve eski sevgilinizin tişörtünü giyin.

Uykular hep toparlar. hotmilkfromthewhiterabbit.com

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized

kavgalı geceler//

Temmuz 26, 2007 · Yorum Yapın

Hız içinde bir voyajistanbul oldu. Sabahlara kadar zom. Ve bazı kişiler seçim sonrası mütemadiyen saldırgan (onlar terörize deyince kızıyorlar, zira Türkler hümanistmiş. oysa aynı gece bir ‘delikanlı’ çocuk yaşını başını almış bir arkadaşımıza yabancı kız arkadaşına sit down dediği için saldırmaya kalkmıştı. kimse onlarla rekabet edemez! bir Türk olarak ülke içi sosyo-patolojiye bakınmaya hakkımız olmalı.) söylemleri, sökük dilleri, bu altlarına kaçırdıkları histrionik veznedar memur edaları ile bize histerikıl tarih sunumları yaptılar. Bazı insanlar kendilerine giydirdiği meslekleri göremiyorlar. O gece tarih öğretmeni taklitleri dönüşememiş kişiler olarak saldırarak konuşup küçük balçiçek pamirler halinde bize kitaplar önerdiler.

Bense kendimi şaşırtacak derecede sabırlı idim. Sanırım artık minimalize olmuşum. Değmeyecekse konuşmuyorum galiba.

→ yorum bırakKategoriler: Uncategorized