

not: bu yazı belirli dozda gafsa içermektedir.
saldırdığım birinden aldığım
natacha atlas. gafsa
zaman geçince artık
sana bir tek gafsa ilişiyor.
ben sana ilişmem,
başkalarının yüz
dönmelerini bilerek.
sen de bana ilişmezsin,
çünkü nasibimize yemin ettik.
Kişi kendi kafasındaki evin izini bazen başkalarının evlerinde arıyor. Ben kendine çizilen hikayeyi beğenenini hiç görmedim. Mutluluğunsa ardından gelecek şeyi hep bildim. O yüzden de bile bile lades gidip başkalarının evlerine yerleştim. Biraz kendi evim biraz başkasınınki. Başkalarının evlerindeki düzene alışmak zor değil, utanmıyorsanız. Ki başkalarında yaşamayı da öğrenmek için terlemek gerekiyor. Hayattan çok şey beklemediğimden, turistlik denen şeyi çocuk denecek yaşta tattığımdan başkalarının hayatlarında erimeyi denedim. O kadar eriyince de insan kendi hayatı için birşey yapamaz hale geliyor. Bundan kaçmak olmaz. Hala insan gibi yaşamaya çalışıyoruz. Oysa size kadeh kaldıranların evine, arabasına da yerleşilebilir. O da olur. Çünkü erimenin sınırı yok; ama kişinin insanlık halinde durduğu bir yer var. Durmak çarparak da olur. Zaten parçalarına ayrılmak rüyadan sıçramak gibi de olur. Sürekli kendi evine uyananlar için bu iç rahatlaması nefes alır, kabus geçer. Başkasının koltuğunda uyananlar içinse hosteller var. Onlar sadece tavana uyanır.
Kafadan uçmayı sevdiğim için uçmanın gerçeğini sadece kumlarda dolanan martılardan, uçan kuşlardan izledim. Uçamıyor ama en azından sinek olmak istiyordum. Ne zamandır bunu istiyordum. Böyle bir kitap da var türkçede. Bir sineğin tüm evleri gezinip içlerini anlattığı. Post-modernite hastalığı: Biri hep sizden önce düşünmüş-denemiştir.
Dikizlemeye de böylesine takığım. İstem dışı bir tarama ve içeri alma işlemi bende oluyor. Sonra herşey yüzümde duruyormuş. Ben konuşmadan da konuştuğumu söylüyor bazı başka gözler, başka evlerin gözleri. Bazı evler konuşsa herkese roman olur. Roman olmadan da okumayı bilen başka gözler herşeyi görebilir. Ki gözlerin bazısında mayadan bir görme yetisi oluyor, annadın mı? Onlar Berger’in Görme Biçimleri’ni okuyunca başka oluyordur kuşkusuz.
Başkalarının evlerinin gözlerini okuyunca da mümkünü yok tek boyuttan konuşamıyorsunuz. Farkındalık, tek taraflı düşünememe yüzünden acılar içindeyiz. Toparlayıcılar buluyoruz devam için.
Başkalarının kitaplıkları ve mutfakları, banyolarında bazen kısa süre bazen uzun kaldım. Yemek yaptığım evler oldu. Utanmadığımızda yemek de olur. Bazısının gözleri yüzünden suyunu bile içemediğim evler oldu. Bazı evlerin sokaklarına uğrayamadığım günler de oldu, madem yazıyorum. Şimdi uğrayamadığım sokak yok. Hepsi geçiyor. Gençlik sancısı işte. Benim gibi geç gelişenlerin hastalığı romatizmal bellek diye tanımlanıyor. Hiç geçmeyecek hastalık. İnce değil ama ağır.
Bazen odadaki herşey ile kimsenin görmediği bir mekana taşınılır. Ondan sonrası, o buluşmanın gerisi ise bir yönetmenin dediği gibi çok ilginçtir. Ayrıldıktan sonrası hep ilginçtir. O sonrasını hem yaşamak hem de yaşarken tartmak ilginçtir. Gün sonunda elinizde sadece kendinize konuştuğunuz şeyler kalır. Bir de işte başkalarına masalarda saçtıklarınız. Bir şeyin ’sonrası’ hep böyle sessiz oluyor. Sonrası ince değil ama ağır.
yazı zaman geçtikçe
fotoğraf oluyor. biraz da gafsa.
Başkalarının evlerinde ne bulduğumu bilmiyorum. Ev izin verdikçe çekmecelerine kadar sızdığım zamanın toplamında yine bir ’sonra’ oluyor. Geriye de yazı kalıyor. Gerçekten yazı hep ’sonra’dan sonra mı geliyor? Ama bazen de ’sonra’nın yazısı yazılamıyor. Yazısız filmler de var. Çekilince ucuzlayan hikayeler de. En tehlikeli yeri neresi acaba ’sonra’ filmlerinin ? Ya da sonra filmlerinin tehlikesi burası mı ? Bir sürü ’sonra’ filmi içinde en sevdiğimiz hangisi ?
Birini anlamak için onun gibi düşünmek lazım geliyor. Onun terliklerini giymek, onun evini süpürmek, onun kitaplığını onun gibi toparlamak (ki bunu öğrenmek için tam da onun gibi düşünmek gerekiyor), onun yüzünü yıkadığı yerde kendini görmek gerekiyor. Başkasının hayat asistanı olmanın bir ucu hep başkasında bize bulaşan aşklı bir kahyalık oluyor. Kahyaların bende durduğu yer hep sahiplerden daha güzel. Çünkü onlar hep gerçekten aşık olur. Kaybedecekleri bir malikane yoktur.
Başkasının aynası diyorduk. Başkasının evi zaten başkasının aynası da demek. Bu her dilde böyle. Başkasının aynası ise ’sonrasının da sonrası’ oluyor. Çünkü ayna hiçbir zaman birinin olmaz. En net yer bir aynanın önüdür. Sicimini döktüğü için bazı aynalar başka evlerde yaşayamaz, o ayrı. Başka evin aynası ’sonrasının da sonrasıdır’. Çünkü onlar zaten kendileri başkasıdır ve kendi başına hep sonra’dır.
O evlerden size kalan muhabbet sizi boğarsa siz de artık o evlerdekiler gibi düşünmekten vazgeçiyorsunuz demektir. Bazı insanları anlamaktan vazgeçilebilir. Çünkü artık onlara kızıyor ve bunu da tutuk dilinizi çözerek döküyorsunuzdur. Zaten bazı evlere de kendinizi anlamak için girmiyor musunuz ? Vücut sizi herşey için hazırlarken siz herşeyin sonunda aydığınız-ayıldığınız yerde yeni evler arıyorsunuz’dur cevap. Yani klişe tabirle varmak değil de yolda olmak daha mühimdir. Yolunu ev yapanlar gibi yollarda da evini arayabilir kişiler. Fark etmiyorsunuz ama otobüste birine gülümsemek o kadar mühim olabiliyor ki, belki onu ölümünden ediyorsunuz. Böylesine büyük düşününce tüyleriniz diken diken oluyor mu ?
Bazı bin-jiplerde birilerine rastlarsanız gerisi aynı olmayacaktır. Eğer yola çıkacaksanız size diyeceğim tek şey budur. Bunu her seferinde bir kez daha anlamak dünyayı anlamış gibi olmanızı sağlıyor. Dünyaya sahip olduğunuzu hissettiğiniz gökyüzleri de olabilir. Zaten gökyüzü kimseye konuşmayan bir bin-jiptir. Dünyayı elinizde tuttuğunuz yer her şehirde bir yere saklanır. Benimki Bebek’te başlar gökkuşağının sonunda biter. Orası da yoldur. Size bitmemiş olan bana ise duraktır.
Gençlik sanrısında size evler kendini buyur eder. Size açık ettiğini sanırsınız ama kendi eviniz orada durmaktadır. Yıllar sonra döndüğünüzde sizi bekleyen bir eviniz varsa ne ala. Ama çocukluğunun evleri el değiştirmişlerin, satılanların işi hep yolda olmaktır.
Kaçtığınız filmlere bazı evlerde rastladığınızda o yüzden, korkmayın izleyin. İşte orası bin-jiptir. Siz bin-jipe bir boş evde rastlarsınız. Birilerinin kaderi de bin-jipte bin-jipe rastlamak olsun.
yazı ve fotoğraf.
şimdi ve zaman.
ben ikisine de
kapılıyorum. biraz da
sana kapıldığım gibi.
artık sen yoksun.
kapıldığım sen var.
Çekilmemiş fotoğraflar, yani kaçmış fotoğraflar en değerlileri benim için. Yaşadıklarına malzeme olarak bakanlar da en korktuğum insanlar. O çizgi nerede ayrılır, yani benöyküsel yazı’nın başlayıp bittiği yer ? Kapıldığım evler artık sahiplerinin bile değilse hiçbir şey için değmez. Yenisini deneyecek yaşımız da sürekli olmayacaktır. Deneyemeyecekler o yaşlarında yeni bir bin-jipe ancak bazı kadınlarda rastlar. Bunların filmlerini de çektiler. Ama Kumun Altında kalanlar da oldu. Tam da bir bin-jipteyim derken kumlara gömülenler de oldu. İki kişi olmaları da çürüten filmler oldu. Yenisi için ya deliriyor olacağız o yüzden ya da kumların altına gireceğiz. Ki ikisi de delirmenin iki başka dildeki grameri. Filoloji biraz da böyle bir şeydir yakın jenerasyon gençleri! Bir şey diyeyim mi, gerçekten delirenler için delirmek de bin-jipte bin-jipe rastlamaktır.
söyledim ya,
sal artık beni.
0 cevap şu ana kadar ↓
Henüz hiç bir yorum yok... Hemen aşağıdaki formu doldurarak tartışmaya başlayın.